.................
Akıllı Arılar ve Akılsız Sinekler

Loş bir odada, güneşin girdiği bir pencerenin önüne dar boğazlı, tıpasız bir şişeyi, tabanı pencereye doğru, yatay pozisyonda yerleştirin. Şişenin içine altı adet arı, 6 adet de sinek koyun.
Ve dikkatlice izleyin:
Ayrıntısız arıların tümü, güneşin geldiği cam tabandan dışarı çıkmak için yorgunluk ya da açlıktan ölene dek çabalayacaklardır. Akıllı arılar, akıllarını kullanıp, kapalı bir yerden çıkışın, ışığın geldiği yönde olacağını düşünürler ve bu düşünüşlerinin çözümsüzlüğüne saplanırlar.
Tüy beyinli sinekler ise, hiçbir şey düşünmeksizin, çılgıncasına sağa sola saldırırlar ve deneme yanılma yöntemiyle sonunda, şişenin dar boğazından dışarı çıkmayı başarırlar.
Şimdi de, deneyimizden ne öğrendiğimize bakalım:
Akıl,mantık ve bilgi alışılmadık sorunları çözmeye her zaman yetmemektedir. Eğitim ve deneyim, kimi zaman, özellikle yaratıcı çözümler gerektiğinde, yeterli olmak bir yana, hatta engelleyici bile olabilmektedir.
Geleneksel eğitim programları, gençlere "çiçek yetiştirmeyi" öğretmek yerine onlara, "kesilmiş" ya da "yapay çiçekler vermekte", onların beyinlerini "bilgilerle doldurulacak depolar" olarak görmektedir.
Oysa bir eğitim programının amacı, beyinleri kullanmayı öğretmek olmalıdır.
3/8/2009 | Kategori: Kissalar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Öğretmenler Günü Yaklaşırken

Her şeyden şikayet eden,sistemi beğenmeyen,karşısına hep tembel öğrenciler çıkan,az kazandığını,çok çalıştığını düşünen,gözlerindeki ışıltısını kaybetmiş tüm meslektaşlarıma öğretmenler günü hediyemdir.
YAŞAMA SEVİNCİ
Vaktiyle her türlü maddi imkana sahip olmasına rağmen can sıkıntısı duyan, hayatın yaşanmaya değmez oluğundan dem vuran bir prens vardı.Kardeşleri,arkadaşları çalışır, gezer,ava gider ,sohbetlere katılır,kitap okurken; bu prens bütün gün odasına kapanır, sürekli düşünürdü.
Kral,oğlunun bu haline çok üzülürdü. Bir gün ülkesinin en bilgin kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi. Bunun için bilgine bir hafta süre verdi.yaşlı bilgin üç dört gün düşünüp taşındı,aklına hiçbir çözüm gelmedi. Bu yüzden biraz korktu. Birazda mahcubiyet duyarak ülkeyi terk etmeye karar verdi.
Üzgün ve dalgın bir şekilde ülkeyi terk ederken, bir köyün yakınlarında koyunlarını ve keçilerini otlatan genç bir çobanla ahbaplık etti. Bilginin kendisine gösterdiği yakınlıktan cesaret alan küçük çoban yaşlı dostuna :
Amca şu hayvanlarıma biraz göz kulak oluver de ben şu görünen köyden azık alıp geleyim. Bugün yanıma azık almayı unutmuşumda dedi.
Teklifi kabul eden bilgin kafası kralın talebiyle meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken bir keçi yavrusu kenarında otlamakta olduğu uçurumdan aşağı yuvarlanıverdi. Bilginin aşağı inip onu kurtarmadıkça keçinin kendi kendine kurtulması mümkün değildi.
Bilgin küçük çobana verdiği sözü doğru düzgün tutabilmek için keçi yavrusunu kurtarmaya kara verdi.Dikkatli bir biçimde uçurumun dibine indi önce yavruyu sırtına bağladı sonrada tırmanmaya başladı. Birkaç tırmanma başarısız oldu ancak bilgin yılmadı ve birkaç başarısız tırmanmanın ardından keçiyi zorda olsa yukarıya çıkarmayı başardı. Bu arada küçük dostuna verdiği sözü tutabilme sevincini yaşarken kralın talebini unuttu. Yukarı çıkıp bu durumun farkına vardığında aklında şimşekler çaktı şöyle düşündü:
Bir kimse bir işle ciddi ciddi meşgul olursa o kimsede can sıkıntısından eser kalmaz.
Bunun üzerine bilgin hemen ülkeye geri döndü ve kralın huzuruna çıkarak çözümü sundu:
Saygıdeğer kralım oğlunuzun can sıkıntısından kurtulmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin.Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne kadar ciddi olursa onun yaşama sevinci ve mücadele azmi o kadar fazla olacaktır.
21/11/2008 | Kategori: Kissalar | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Kıssa..

Ressam
Tamamı siyasetçi olan,tamamı futbolcu ve futbol yorumcusu olan,tamamı ekonomist olan,öğretmen olan,tamamı doktor olan, deprem uzmanı,terör uzmanı,inşaat mühendisi,avukat olan bir ülkede yaşadığımız için aşağıdaki parçayı kimse üzerine alınmasın……
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış...
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş...
Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da;
kısaca Ranga Guru derlermiş...
Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş...
Ranga Guru ise;
- Sen artık ressam sayılırsın Racaçi.. Artık senin resmini halk değerlendirecek. diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor...
Çok üzülmüş tabii.Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru...
Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte... Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.
Raciçi denileni yapmış... Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış..
Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış..
Ranga Guru ise;
Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün...
Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.. Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin...
Yapıcı olmak eğitim gerektirir...
Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi...
Sevgili Raciçi Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın...
Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın...
Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur...
Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma... demiş...
8/11/2008 | Kategori: Kissalar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
...Kıssadan Hisse...
Bir okulda, okul müdürü üç öğretmeni çağırıp şöyle dedi: "Siz üç öğretmen, sistemde en iyi ve en uzman kişiler olduğunuz için, doksan tane seçkin üstün zekâlı öğrenciyi size vereceğiz. Bu öğrencilerin gelecek yıl da aynı hızla çalışıp çok iyi bir eğitim almalarını bekliyoruz." Yıl sonu geldiğinde müdür üç öğretmeni çağırıp onlara: 
Üç öğretmen, öğrenciler ve öğrencilerin anne ve babaları bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünüyorlardı. O okul dönemi hepsinin özellikle hoşuna gitti.
Okul bittiği zaman öğrenciler şehirdeki diğer öğrencilere göre yüzde 20-30 daha başarılıydı.
"Bir itirafta bulunmak istiyorum. En zeki öğrencilerin 90'ı sizde değildi. Onlar ortalamanın biraz üstünde öğrencilerdi. O 90 öğrenciyi listeden tesadüfen
seçtik" dedi.
Bu gerçeği duyan öğretmenler, öğrencilerde görülen yüksek başarının kendi öğretme kabiliyetleriyle ortaya çıktığını düşünmeye başladılar.
Ama okul müdürü:
"Bir itirafım daha var" dedi. "Siz de en başarılı öğretmenler değilsiniz! İsimlerinizi bir torbanın içine doldurduğum kâğıtların arasından rastgele seçtim.’’
’’Siz inandığınız için başarılı oldunuz. Onlar da öyle…"
26/8/2008 | Kategori: Kissalar | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

