KUZCALI

..Kahrolsun İsrail..

................. .................

Dünya Çocuk Günü(Ekim'in İlk Pazartesi)

DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ

 

Ekim ayının ilk Pazartesi günü Dünya Çocuk Günü' dür. Çocukların iyi yetiştirilmesi ulusların ortak sorunudur. Bu ortak sorun için ilk çalışmalar 1923 yılında başladı. İsviçre'nin Cenevre kentinde toplanan kırk ülkenin delegeleri Uluslararası Çocukları Koruma Birliği'ni kurdular.

Uluslararası bu kuruluş, Birleşmiş Milletler Örgütü' nün kurulmasını izleyen yılda UNICEF' e dönüştü. UNICEF, "Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu"nun kısaltılmış adıdır. Birleşmiş Milletler Örgütü 1954 yılında oybirliği ile Ekim ayının ilk pazartesi gününü Dünya Çocuk Günü olarak kabul etti.

Dünya Çocuk Günü evrenseldir. Birleşmiş Milletler Örgütü' ne üye bütün ülkelerde aynı günde kutlanır. Üye ülkelerin radyo, gazete ve televizyonlarında bu günün önemi anlatılır. Çocukların bakım ve korunmasının gerekliliği üzerinde durulur.

Çocuklar yarının büyükleridir. Geleceğin yöneticisi ve güvencesidirler.

Bu amacın gerçekleşmesi için Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1959 yılında daha iyi bir yaşam, mutlu bir çocukluk dönemi için Çocuk Hakları Bildirisi' ni yayınladı.

Ülkemizde çocuklara sağlık hizmeti götürmek amacıyla çocuk hastaneleri açılmıştır. Çocuk yaşta suç işleyenlerin iyiye yöneltilmesi için Çocuk Islahevleri kurulmuştur. Büyük yerleşim merkezlerinde çocuk bahçeleri vardır. Çocukların yararlandığı çocuk kitaplıkları kurulmuştur. Öte yandan anasız, babasız çocukların korunması, bakımı, barındırılması için Çocuk Esirgeme Kurumu ve Yetiştirme Yurtları açılmıştır.

Dünya Çocuk Günü'nde okullarda, sınıflarda günün anlam ve önemi üzerinde durulur. Dünya Çocuk Hakları ve Türk Çocuk Hakları Bildirileri okunur. Bildirilerde belirlenen belli başlı haklar konusunda açıklamalar yapılır.

 

 

DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ

 

Dünya çocuk gününde,

Neşeliyiz hepimiz.

Bizi mutlu yapana,

Çok teşekkür ederiz.

Evet bugün küçüğüz,

Yarın büyüyeceğiz.

Sizin işlerinizi,

Bizler yürüteceğiz.

“Çocuk umuttur” diye,

Büyük Ata’ma minnet!

Bekliyoruz sizlerden,

Himaye, sevgi, şefkât.

 

Hayriye GARİBOĞLU

 

ÇOCUK

 

Çocuk deyip geçmeyin,

Onun da dünyası var.

Güzel- çirkin seçmeyin,

Her çocuk şefkât arar.

Bir kez düşün kendini,

Çocuktun daha önce.

Eksik etme sevgini,

Bir küçüğü görünce.

O, yuvada bir çiçek,

Sonra meyve verecek.

Toplum doğacak ondan,

Ülkemiz yükselecek.

 

İbrahim ŞİMŞEK

 

ÇOCUK

 

Çiçek olur açılır,

Koku olur saçılır,

Ondan vaz mı geçilir ?

Çocuk evin şenliği,

Yurdun egemenliği,

Kuş olur dalımızda,

Tat olur balımızda,

Ak akçe elimizde,

Çocuk evin şenliği,

Yurdun egemenliği,

Çocuk baş tacımızdır,

Şifa ilacımızdır,

Tükenmez gücümüzdür,

Çocuk evin şenliği,

Yurdun egemenliği,

 

Tarık ORHAN

 

ÇOCUK

 

Oynayın çocuklar tutun el ele

Sevinç neşe ile dolanın gezin,

Bu eşsiz vatanı bezeyin güle

Şanlı bayrağımız göğe yükselsin,

Atatürk yoludur yolunuz sizin.

Milletin baş tacı, milletin kolu

Yarının büyüğü olan çocuklar,

Sizin tuttuğunuz ışıklı yolu,

Gördükçe kalbimiz gururla dolu,

Pembeleşsin yurtta bütün ufuklar.

 

Ali Osman ATAK

 

BİR ÇOCUK BAHÇESİNDE

 

Çocuklar beni de alın içerinize,

Ben de güzel oyunlar oynamayı bilirim,

Çocuklar, imreniyorum şimdi size,

Yıllar oluyor ki kırıldı çemberim.

Benim de devleri vardı masallarımın,

Keloğlan kahramanıydı sihirli dünyamın,

Periler uyurdu altında kiraz dallarının,

Bir çini kadar zengindi içi dünyamın.

Benim de sapanlarım vardı söğüt dalından yapılı

Benim de kuşlarım vardı kafessiz ve şen,

Bir güzel evim vardı ki altın kapılı,

Benim de bir annem vardı ağlarken gülen.

 

Ceyhun Atuf KANSU
 

 

DÜNYA ÇOCUKLARI

 

Yaşamak gerekiyorsa eğer,

Bir çocuk oyunu kadar renkli olsun.

Dünyayı kardeşlik dallarında,

Uçan kuşlar doldursun.

Sen dargınlık ağacı barış ve yemiş ver.

Birleşiniz bütün dünya çocukları,

Kalp kırılmadıkça sürüp gider oyun.

Yorulunca bir dost sesiyle uyuyun,

Sabah, kalbinize örtsün şafakları…

Tanrım yorgunluktan koru bu ayakları,

Bu küçük ayaklar böyle hep beraber

Oraya, o kardeş bayramına gider

Kucaklaşır bütün dünya çocukları.

 

Ceyhun Atuf KANSU

 

BEN DE BİR ÇOCUĞUM

 

Ben de bir çocuğum, diğerleri gibi,

Şefkatle öpülmek, sevilmek isterim.

Ellerimde tutsun büyüklerim,

Annesinin yanında bir çocuk görsem,

Kederle dolar, yaşlı gözlerim.

Ben de bir çocuğum diğerleri gibi,

Neşeyle dolup gülmek isterim.

Bir sevgi denizinde,

Açılmak sonsuza doğru.

Ninnilerle, türkülerle büyümek,

Bayramların bayram olduğunu bilmek,

Her çocuk gibi benim de hakkım.

Sıcak bir yuvadır düşlerim,

Ne olur, beni de görün,

Beni de sevin büyüklerim.

 

Arife HANCI

 

BİR DÜNYA BIRAKIN

 

Oynaya oynaya gelin çocuklar

El ele, el ele verin çocuklar.

Bir vatan bırakın biz çocuklara

Islanmış olmasın göz yaşlarıyla.

Bir bahçe bırakın biz çocuklara

Göklerde yer açın uçurtmalara.

Oynaya oynaya gelin çocuklar

El ele, el ele verin çocuklar.

Bir barış bırakın biz çocuklara

Ulaşsın şarkımız güneşe ve aya.

Oynaya oynaya gelin çocuklar

El ele, el ele verin çocuklar.

Bir dünya bırakın biz çocuklara

Yazalım üstüne sevgili dünya

Oynaya oynaya gelin çocuklar

El ele, el ele verin çocuklar.

 

Adnan ÇAKMAKÇIOĞLU







4/10/2009 | Kategori: _Belirli Gunler ve Haftalar_ | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Yangından Korunma Haftası ( 25 Eylül - 1 Ekim )

 

 

 

Yangından Korunma Haftası hakkında genel bilgi

 

Ateş ve ısı, insan hayatı için önemli bir ihtiyaçtır. Ateş kontrol altında kullanıldığında insanlara yardımcı olurken, kontrolden çıktığında çok büyük zarar verebilmektedir. İşte ateşin kontrolden çıkıp gittikçe büyümesine yangın denir. Yangın en tehlikeli felakettir. Önüne çıkanı yakar, kül eder. Siler, süpürür, ortadan kaldırır. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik yüzünden çıkan yangınlar, büyük zararlar doğurur. En küçük kıvılcımdan, korkunç yangınlar çıkar. Küçük bir odada çıkan yangın, önce eve yayılır, sonra komşu evlere, mahalleye ve kısa bir süre içinde de koskoca bir şehre yayılır. Kısa bir anda yüzlerce bina yanar, kül olur. Eşyalar, insanlar, hayvanlar yanar, yok olur. Büyük maddi - manevi zararlar meydana gelir. Hele orman yangınları daha çoktur. Ülkemizin milli serveti olan ormanlar yok olur.

Yurdumuzda her 25 Eylülü izleyen hafta Yangın Haftası olarak değerlendirilir. Hafta süresince çeşitli yayın organları ile halka, okullarda öğrencilere yangının zararları anlatılır. Öğrencilerin, bu konuda daha dikkatli olmaları istenir. Korunma yolları ve alınması gereken önlemler belirtilir. Yangından korunma yolları öğretilir. Herkese yangın hakkında bilgi verilir.

Yurdumuzda itfaiye örgütü kurulmadan önce Davud isimli biri Fransa'da gördüğü Didon denilen yangın tulumbasından esinlenerek, ilk yangın söndürme aracını yaptı. Tulumbayı taşıyan, yangını söndüren kişilere Tulumbacı denirdi. Her mahallenin tulumbacıları ayrı idi. Kentin bir yerinde yangın çıkınca, tulumbacılar, tulumbalarını sırtlarına alır, bağıra bağıra koşarak yangın yerine giderlerdi.

Ülkemizde ilk yangın söndürme örgütü 1914 yılında kuruldu. Yangın söndürme örgütüne İtfaiye, yangını söndüren görevlilere de İtfaiyeci denir.

Eskiden kentin yüksek bir binasının tepesinde ya da yangın gözlemek için özel olarak yapılmış bir kulede gözcü bulunurdu. Herhangi bir yerde çıkan yangını gözcüler, tulumbacılara bildirir, tulumbacılar da tulumbayı sırtlar, sokaklarda bağıra bağıra yangın yerine gelirler ve yangını söndürürlerdi.

Yangın söndürme görevi 25 Eylül 1923 tarihinde belediye hizmeti olarak kabul edildi. Bugün belediyelerde ve büyük endüstri kuruluşlarında itfaiye örgütü vardır.

 

 

 

 

Yangın

 

Ateşle oynamışlar,

İki kardeş bir ara.

Odalarını sarmış,

Dumanlar kara kara.

 

İtfaiye gelmiş de,

Söndürmüş bu yangını.

Tutuşan yuvaları

Olmadan kül yığını.

 

Bütün oyuncakları,

Birer birer yanmışlar.

Yavrucaklar korkudan,

Düşünüp hastalanmışlar.

 

Doktor ikisine de,

Yetiştirmiş ilacı.

Yangınlar ölüm gibi.

Pek acıdır, pek acı.

 

Tevfik ÖZBEN

 

 

 

 

Yangın

 

Telefon yokken kentlerde,

Yangın çıkınca bir yerde,

Dumanı, ilk gören adam

Seçerek yüksek bir dam:

"Yangın vaar!" diye inlerdi.

O, ne korkulu günlerdi

Çoluk, çocuk, hoca, hacı,

Bir o kadar tulumbacı,

Takır takım koşarak,

Yangın yerine giderdi.

Çoğu kez onlar gelmeden,

Yangın evi kül ederdi.

İtfaiye kuruldu da

Yangın derdi sona erdi.

 

Mehmet Necati ÖNGAY

 

 

 

 

Yangın

 

Korkuludur ateş aman

Sıçratmayın hiçbir zaman,

Gözler bile görmez olur

Kaplayınca kara duman.

 

Dikkatsizlik bunun başı,

Bırakmıyor dağı, taşı.

Önlemezsem yakar geçer

Hem kuruyu, hem de yaşı.

 

Kurtulmanın çıkar yolu,

Kovalarım suyla dolu.

İtfaiye çabuk gelir

İşletirsem telefonu.

 

A.AYAYDIN

 

 

 

 

KÜÇÜK İTFAİYECİ

 

İpim, baltam belimde,

Uzun kancam elimde.

Borazanım dilimde,

İtfaiyeciyim ben.

 

Sarsa yangın bir evi,

Görürüm ben o deyi.

Söndürürüm alevi,

İtfaiyeciyim ben.

 

Merdivene çıkarım,

Hortumla su sıkarım,

Yanan yeri yıkarım,

İtfaiyeciyim ben.

 

Hakkı SUNAT

 

 

 

 

YANGIN

 

Yangın var, yangın var!

Mahallede yangın var!

Herkeste bir koşuşma,

Pencereye üşüşme!

 

Alevler yükseliyor,

Sanki göğü deliyor

İtfaiye yetişti,

Tulumba başa geçti.

 

Hortumlardan fışkıran.

Dalı, çomağı kıran

Su, işi çabuk gördü,

Ateşleri söndürdü.

 

Tahsin BİLENGİLİN







21/9/2009 | Kategori: _Belirli Gunler ve Haftalar_ | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

İlköğretim Haftası

 

 

İlköğretim Haftası hakkında genel bilgi

 

Bir milletin okur - yazar oranı yüksek olursa o millet kalkınır. Okumuş ve aydın kişileri fazla olan bir millet, her alanda ilerler. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemizde okuma - yazma bilenlerin sayısı azdı. Pek çok yerde okul yoktu. Ülkemiz Kurtuluş Savaşı'ndan yeni çıkmıştı. Bağımsızlığını kazandıktan sonra, Atatürk'ün emriyle her tarafta okuma - yazma seferberliği başlatıldı. Okullar açıldı. Yeni Türk harfleri vatandaşlara öğretildi. Her Türk vatandaşının İlkokul öğrenimini görmesi ve tamamlaması zorunlu hale getirildi.

İlköğretim temel öğrenimdir. Yasalarımıza göre zorunlu ve parasızdır. İlköğretim, yedi yaşında başlar ve on beş yaşında biter. Sekiz yıldır.

Okulların açıldığı hafta ilköğretim okullarımızda İlköğretim Haftası olarak kutlanır. Genel olarak bu hafta, Milli Eğitim Bakanlığı'nın radyo, televizyon konuşması ile açılır. Okullarımızda törenler düzenlenir. Törende konuşan okul müdürü ve öğretmenler; Eğitimin ve öğretimin değerini, yararlarını açıklarlar. Okuma - yazma bilmenin önemi üzerinde dururlar. Öğrencilerden okula yeni başlayanlar, düşüncelerini anlatırlar. Gerçekten, birey olarak başarılı olmak için en başta okumayı ve yazmayı öğrenmek zorundayız. Bilmediklerimizi okuyarak öğreniriz. Okuyarak öğrenmek, dinleyerek öğrenmeden daha kalıcı ve önemlidir. Kişilerin, önce kendisine, sonra aile ve çevrelerine yararlı olmaları okumakla mümkün olacaktır. Okuma - yazma bilmeyen bir kişinin bilgili olması düşünülemez.

Atatürk'ün özlediği çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkabilmek, ancak bilgi ile olur. Bize yaşam boyu gerekli olan bilgi ve becerilerin temeli ilköğretimde atılır. İlköğretim Haftası; bu gerçeklerin konuşulduğu, ilköğretimin, okuma - yazma öğrenmenin kişiye, topluma sağladığı yararların anlatıldığı bir haftadır.

 

 

 

Açıldı Okulumuz

 

Hazırlandı çantamız,

Kalemle defterimiz,

Artık öğrenci olduk,

Açıldı okulumuz.

 

Neşe dolu içimiz,

Sevinçliyiz hepimiz,

Çıktık aydınlık yola,

Açıldı okulumuz.

 

Göklerde bayrağımız,

Dudaklarda marşımız,

Andımız söyleniyor,

Açıldı okulumuz.

 

Fethi BOLAYIR

 

 

 

 

İlköğretim Haftası

 

Hani oyun oynardım geçen yıl sokaklarda.

Şimdi okullu oldum, karşımda kara tahta.

Öğretmenim anlattı, okumak çok güzelmiş.

Bu sayede bu millet, tarihini öğrenmiş.

 

İlk günden ben ant içtim, çalışıp başarmaya.

Küçüğümü severek büyüğümü saymaya.

Türk’üm dedim, sonunda, gururla bağırarak

Sanki uçtum o anda ne güzelmiş okumak.

 

Babam da söylüyordu, heyecan duymamıştım.

Okulun verdiği şevk evden daha yüceymiş.

Şimdi titredi tenim, kendimle barışığım.

Arkadaşlar, ben şimdi okumaya aşığım.

 

Hakkı ÇEBİ

 

 

 

 

Okulumuz

 

Her yerden daha güzel

Bizim için burası,

Okul, sevgili okul,

Neşe, bilgi yuvası.

 

Güzel kitaplar burada,

Bir çok arkadaş burada,

İnsan nasıl sevinmez,

Böyle yerde okur da ?

 

Senin çatın altında

Girmez kötü duygular,

Bilgi giren yerlerde

Kalmaz artık kaygılar.

 

Her yerden daha güzel

Bizim için burası,

Okul, sevgili okul

Neşe, bilgi yuvası !

 

Rakım ÇALAPALA

 

 

 

 

 

Okulum (ilköğretim Haftası)

 

Sabah erken kalkarım

Kahvaltımı yaparım

Büyük bir sevinç ile

Okuluma koşarım.

 

Okulum okulum

Benim güzel okulum

Arkadaşlarım ile

Pek de mutlu olurum.

 

Okumayı, yazmayı

Düşünmeyi, konuşmayı

Okulda öğrenirim

Uygarca davranmayı.

 

Okulum, okulum

Benim güzel okulum

Canım öğretmenlerim

Bana gösterir yolum.

 

Ali Hallaç

 

 

 

 

İlköğretim Haftasıyle ilgili Güzel Sözler

 

* Bilgisiz insan, meyvesiz ağaca benzer.

* Milletimizi gerçek saadete ulaştıracak irfan ordusudur.

* İlköğretim davası, insan olma, ulus olma davasıdır.

* Yurt kalkınmasının temeli ilköğretimdir.

* Öğrenim, aklın gücünü geliştirir.

* Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır.

* İlköğretim geleceğin temelidir.

* Bilgisiz insanın dostluğundan, bilgili insanın düşmanlığı daha iyidir.

* Okul gençliğe; insanlığı, saygıyı, ulusu ve ülkeyi sevmeyi öğretir.

* Bilen, bilmeyenden sorumludur.

* Bilmek demek, yapmak demektir.

* Okul, uygarlığın geliştiği yerdir.

* Bir okul açılırsa, bin hapishane kapanır.

* Okulları olan bir milletin istikbali emniyettedir.

* Okul, hayata hazırlanış değil, hayatın ta kendisidir. 

 








21/9/2009 | Kategori: _Belirli Gunler ve Haftalar_ | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

hayırlı Bayramlar









Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Sorumluluk sahibi çocuk nasıl yetiştirilir?


 

Bir zamanlar "çocukları kötü eğitmenin yolları" adlı bir kitap okumuştum. Ayrıca Tembellik anayasasını duyanlarınız vardır. Farklı yaklaşım teknikleri eğitimde çok etkili oluyor.

Anne-babalar, çocukları için en çok "ben söylemezsem ödevlerini yapmıyor, ders çalışmıyor", "odanı topla, kitaplığını düzenli tut diyorum, kendim dinliyorum." şeklinde şikâyetlerde bulunur.

İstenilen, beklenen davranışları göstermeyen çocuk "sorumsuz çocuk" olarak nitelendiriliyor. Çocuklarımızı hemen "sorumsuz" şeklinde damgalıyoruz. Aslında sorumluluk sahibi çocuk yetiştirmek hiç de o kadar zor değildir.

Anne-babanın kendi sorumluluklarını yerine getirdiği, herkesin görev ve sorumluluklarının belirgin olduğu ailelerde yetişen çocuklar sorumluluk sahibi olur. Ancak çocuğun yerine onun rahatlıkla yapacağı işleri anne-baba kendi işi gibi düşünür ve yaparsa, bu ailede muhtemelen çocuk sorumluluk sahibi olmaz.

Sorumluluk sahibi çocuk nasıl yetiştirilir?

Kendi kararlarını kendisi alabilen, bu kararları uygulamak için uğraşan.
Düşüncelerini özgürce dile getiren. Bağımsız davranabilen. `Annem, babam veya öğretmenim kızacak` diye misafirlikte uslu duran, sınıfta uslu duran çocuk, sorumluluk sahibi çocuk değildir, sadece kurallara uyan çocuktur.
Başkalarının haklarını gözeten.

Yaptığı veya başladığı işi sonuna kadar götüren. Misafir geldiği için veya başka geçerli nedenden dolayı derslerini bitiremeyen, bu yüzden sabah kalkıp çalışmasını tamamlayan çocuk, sorumluluk sahibidir.

Ortaya çıkan sonuçlara katlanan, zayıf aldığı için kendi yerine anne-babasını öğretmene gönderen, suçu hep başkalarına atan, "emeksiz yemek" isteyen çocuk sorumluluk sahibi değildir.

Başkalarının söylediği her şeye "evet" diyen ve sorgulamadan, düşünmeden yerine getiren çocuk sorumlu değil "robot çocuktur".
Sorumluluk sahibi çocuk dersi varsa mümkünse misafirliğe gitmez, mutlaka gitmesi gerekiyorsa kitap-defterini ve ödevlerini beraberinde götürür ve orada yapar.


Çocuklar neden sorumsuz oluyor?

Çocuklarımızı şefkatimizle zehirliyoruz! Özellikle annelerin kendilerine verilmiş olan şefkat duygusunu iyi yönde kullanıp çocuğa birçok şey kazandıracak iken farkında olmadan yanlış yönde kullanması "şefkat zehirlenmesi"ne yol açıyor. Anne, odasını toplamayan, dersini yapmayan çocuğa hizmetkâr olur, onun yerine bu işleri kendi yaparsa kendine verilen şefkat duygusunu kötüye kullanmış olur.

`Hayır` demesine izin verilmeyen çocuklar sorumsuz oluyor!
Daha acıkmadan doyurmak, üşümediğini söylediği halde ısrarla giydirme, çocuk söylemeden tüm ihtiyaçlarını karşılamak sorumlu davranışların azalmasına sebep oluyor. İstek ve iradesi göz ardı edilen, karar vermesine izin verilmeyen, her zaman onun yerine karar verilen çocuklarda sorumluluk davranışı gelişmiyor.

Aşırı koruyucu davranan ailelerin çocuklarında, sorumlu davranış azalıyor.
Duygularını rahatça ifade etmesine izin verilmeyen "teyzesi, amcası, abisi o söyleyemez, isteyemez " şeklinde, annenin çocuğun yerine yaptığı konuşmalar çocukta kendini ifade etme, ortaya koyma isteğini geri çekiyor, sorumluluğu azaltıyor.

Ailenin aşırı iyi tutumu çocuğu daha da sorumsuzlaştırıyor.
Çocuğum üzülmesin, kırılmasın diye üzerine titrenen, hatalarının üstünü her fırsatta örtülmeye çalışılan, meyvesini, sütünü kendi alabilecekken ayağına kadar getirilen çocuklarda girişimcilik duygusu azalıyor. İşe başlama, iş bitirici olma özellikleri yavaş yavaş kayboluyor.


 
Eğer çocuğunuz sorumluluk sahibi ise işte size

Sorumluluk duygusunu köreltebileceğiniz altın sözler...

"Amcana teşekkür et."
"Aslında kıskanmıyorsun."
"Yemek yemeyeceğim."
"Çok dik kafalısın."
"Küçücük çocuktan su istenir mi?"
"Benim çocuğum zayıf not almaz."
"Onun için doğru olanı yapıyoruz."


Çocuğumun sorumluluk duygusunu nasıl arttırabilirim?

Çocuğa neyi, nasıl, ne zaman yapacağını anlatın.
Çocuğa sorumluluk verirken yaşına ve fiziki durumuna dikkat edin.
Anne baba olarak verdiğiniz sözlerin arkasında durarak örnek olun.
Aşırı koruyucu davranmayın.
Çocuğun hata yapabileceğini, hataların ona tecrübe kazandıracağını kabul edin.
Yerine getirdiği işlerle ilgili onaylayın.
Çocuklar bazen kuralları denemek ister. Onların bu deneyimlerinin sonuçlarına katlanmasına izin verin.
Sorunlarını onun adına çözmeyin.
Bazı tercihleri ve seçimleri kendisinin yapmasına izin verin.
Görev dağılımı yaparken adaletli olun.

Dr. Ekrem Çulfa






31/8/2009 | Kategori: Rehberlik | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Yemek Konusunda Çocuğunuza Söylenmeyecek 7 Şey


Çocuğunuzun yemeklerle arasında daha iyi bir ilişki

geliştirmesine yardımcı olmak istiyorsanız,

çocuğunuza söylememeniz gereken 7 cümle var…

 

1- “Yemeğinle oynama!”

Çok erken yaşlardan itibaren, yemeklerle olan yaratıcılığımız bastırılmıştır. Bize elimizi yüzümüzü batırmamamız, giysilerimize yemek bulaştırmamamız, yemekle oyun oynamamamız söylenmiştir. Bu mesajlar ileriki yaşlarda, yani yetişkin hayatımızda bize nasıl geri döner; artık eğlenmeyi bırakırız! Yemek yemeği eğlenceden çok ciddi bir iş olarak görebiliriz. Yemeğe olan ortak bakış açısıyla, yemek sadece hemen bitirilmesi gereken ve bizi işimizden alıkoyan bir şey olarak görülürmeye başlanır. Bu mesajı küçük yaşlarda tam tersine çevirmek mümkün. Çocuğunuzu yemek yemekten haz alır hale getirmeniz gerekiyor. Yemeklerle oyun oynayın! Bunu çocukça bir şekilde, ortalığı kirleterek değil de, tabaktaki yiyecekleri renklerine ve şekillerine göre dizerek, onları belli bir kompozisyona getirip fotoğraflarını çekerek, değişik yiyecek gruplarıyla hayvan şekilleri yaparak, suratlar çizerek vs. gibi oyunlarla yapabilirsiniz.

 

2- “Yemeğini bitirinceye kadar tatlı yok!”

Hemen hemen herkeste “eğer bir işi başarmazsak, ödüllendirilemeyiz” mantığı vardır. Toplumlar sonuç odaklıdır ve herkesin bizden beklentileri vardır. Kısaca; elde edemezsen, başarılı olamazsın deniyor bize. Bu ruhsal olarak bize ileride mükemmeliyetçilik, rekabetçilik ve aşırı hırs, ve en sonunda ise ülser, depresyon ve hayal kırıklığı olarak geri döner.
Bu düşünce biçimi yemek yemeğe de yansıyınca, yemek yemek artık içgüdüsel olmaktan çıkıp yapılacaklar listesinde “başarılması gereken” maddelerden biri olur. Bu durumdan ancak kalori saymayı ve “acaba yeterli protein aldı mı?” düşüncesini bir kenara bırakarak kurtulabiliriz. Kendinizi ve çocuğunuzu kısıtlamadan, özgür bırakarak yemek yemesine izin vermelisiniz. Çocuğunuzun psikolojik ihtiyaçlarını göz ardı etmeden, ortak bir noktada buluşmalısınız.

 

3- “Tabağındakileri bitir!”

Sizce kaç kişi bir restoranda ya da evinde, sırf parasını ödedi diye tabağındakileri bitirme zorunluluğu hissediyordur? Çocuklar ebeveynlerinden sık sık bu lafı işitirler. Böylece kendimizi gerçek ihtiyaçlarımıza rağmen aşırı yemeğe programlarız. Tabağımızdakilerin hepsini bitirmenin tek amacımız olduğu hissine kapılırız yemek yerken ve gerçek sınırlarımız silinmeye başlar. Bu yapay sınırlardan ancak “tamamlama” hissimize engel olabilirsek kurtulabiliriz. Çocuğunuzun yemek yerkenki amacı tabağındaki yemekleri bitirmek değil, yediklerinin tadını çıkarabilmek, yeni tadlar öğrenmek ve yemeklerle arasını bozmadan onlarla sağlıklı bir ilişki kurabilmek olmalıdır.

 

4– “Sofrada gülmek yok!”

Çoğu ebeveynler, çocuğunun yemek yerken masada uslu durmasını, yüksek sesle gülmemesini ve sessizce yemeğini yemesini ister. Yemek masasında sürekli “Sus!”, “Sessiz ol!”, “Gülme, yemeğini ye!” cümlelerine maruz kalan çocuğun bir süre sonra içindeki gülme isteğini bastırmasına ve yetişkin hayatında insanlara karşı daha sert ve ciddi bir tavır takınmasına neden olabilir. İçimizdeki eğlenme ve oyun oynama isteğini kaybetmiş olmak demek, iyi vakit geçiremiyor olmakla eş değerdir. Yemek sürelerini uzun tutmaya çalışın ve bunu mümkün olduğunca eğlenceli ve kahkaha kısıtlamalarının olmadığı bir hale dönüştürün. Unutmayın; aynı masada yemek yemek, zevkle ve paylaşımlarla yapılan bir ritüeldir ve aile arasındaki bağları güçlendirmede önemli bir yeri vardır.

 

5- “Kötü mü hissediyorsun? Hadi sana dondurma alayım!”

Evcil hayvanınız ölür, aileniz size hemen yenisini alır. En iyi arkadaşınız size ihanet eder, yeni bir arkadaş bulursunuz. Erkek arkadaşınız sizden ayrılır, bir hafta sonra yeni birini aramaya başlarsınız… Acı verici bir olayla karşılaştığımızda, genelde bu acıyla yüzleşmek ve onları içimizde yaşamak yerine, hemen o boşlukları doldurmak ve o kötü deneyimi unutmaya çalışırız. Yemek de tıpkı bir yara bandı işlevi görür ve yüzleşmek istemediğimiz sorunların üzerini örtmek için kullanırız. Aşırı yemek yiyenlerdeki sorunun %75’inin duygusal kaynaklı olduğuna şaşmamak gerekir. Çocuğunuzun duygularıyla yüzleşmesini sağlayın, onunla konuşun ve yiyeceği asla teselli olarak önüne sunmayın. Bu yetişkin hayatında onun duygusal olarak yemeğe bağlı olmasına neden olabilir.

 

6- “Eğer uslu durursan, sana çikolata alacağım!”

Küçükken size, eğer kötü hissediyorsanız, tatlı bir şeyler yemenin sizi daha iyi hissettireceğini öğretmişlerdir. İyi hissettiğinizde de tatlı yeme isteğinizi bastıramıyorsunuz. Bu tam bir kısır döngüdür! Genelde bol şekerli, kremalı ve kalorisi yüksek yiyeceklere yönelirsiniz. Çikolata ve dondurma, hem çocukların hem de yetişkinlerin iyi ya da kötü hissettiklerinde yöneldikleri yiyeceklerden en yaygınıdır. Ama unutmamak gerekir ki, iyilik dışarıdan değil içeriden gelir! Yiyeceklerle ödüllendirme fikri uzun vadede çok yanlış sonuçlara yol açar. Her “uslu çocuk” oluşunda bu yiyeceklerle ödüllendirilmeyi bekleyen çocuk, bir süre sonra bu isteği yerine getirilmediği için daha huysuz olur ve daha fazla tatlı yeme isteği duyar. Bu çok sağlıksız bir kısır döngüdür. Çocuğunuzu ödüllendirmek için yiyecekleri kullanmayın.

 

7– “Afrika’daki çocuklar bunu da bulamıyor!”

Ah şu suçluluk duygusu… Çok fazla “doğru” yiyecekleri yediğiniz için ya da “yanlış” yiyecekleri yediğiniz için her zaman sizi suçlu hissettirmeye çalışmışlardır, öyle değil mi? Ne zaman bunu yapmaktan vazgeçeceğiz? Çocuklar, o yiyecekleri yiyebildikleri için ne kadar şanslı oldukları duydukları zaman, suçluluk duygusuyla erken yaşlarda tanışırlar ve o andan itibaren yemek yemenin bütün eğlencesi kaçar! Eğlence hissinin yerini güvenlik ve hayatta kalma duygusu alır. Bunun yerine dünyanın size sunduğu kaynaklar için şükretmeyi öğrenmesine yardımcı olun. Suçluluk duygusunu masadan kaldırın!








14/8/2009 | Kategori: Beslenme-Ogrenme | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

BU OKULUN KAYIT İÇİN İSTEKLERİ BİRAZ FARKLI



 

2009- 2010 Eğitim- öğretim yılı ana sınıfı kayıtları için bugüne kadar yapılmamış ilki gerçekleştirdiler. Bakın kayıt esnasında neleri istediler.

 

KAYSERİ'deki Boydak İlköğretim Okulu, çevre duyarlılığını artırmak amacıyla ana sınıfına kayıt için velilerden 10 atık pil, 1 litre atık yağ, 1 çam ve saksı çiçeği isteyecek.

Erciyes Üniversitesi Kampusu içinde yer alan Boydak İlköğretim Okulu Müdür Yardımcısı Hakan Tatlı, çevreye duyarlı okul olduklarını her fırsatta dile getirdiklerini söyledi. 2009- 2010 Eğitim- öğretim yılı ana sınıfı kayıtları için bugüne kadar yapılmamış ilki gerçekleştirdiklerini belirten Hakan Tatlı, kayıt sırasında 10 atık pil, 1 litre atık yağ ile saksıda çam ve saksı çiçeği isteyeceklerini söyledi. Çocuklarını ana sınıfa kayıt yaptıracak velilere, çocuklarının ağzından mektup yazıp, çevreye karşı duyarlı olmaya davet ettiklerini hatırlatan Hakan Tatlı, bu mektupta şunları yazdığını söyledi:

“Sevgili anne ve babacığım. Gelecekte daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için senden istediklerimi yerine getir. Bu sayede benim değil, tüm dünya için bir şeyler yapmış olacaksın. Geri dönüşüm sayesinde hem küresel ısınma hem de çevre kirliliğini önlemeye katkıda bulunacaksın. Beni çok sevdiğini biliyorum. Ben de sizi çok ama çok seviyorum. Annemden atık yağları, babamdan gazete kağıtları ve bitmiş pilleri geri kazanıma getirmesini istiyorum. Okulumuzdaki çalışmalara benim adıma destek vermenizi her konuda olduğu gibi bu konuda da bekliyorum. Yardımlarınızı esirgemeyeceğiniz için teşekkür ederim.”







9/8/2009 | Kategori: Egitimde Yeni Yaklasimlar | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |

  • <%LinkTitle%>
  • ©afsinsari©2008..KUZCALI’NIN KİŞİSEL BLOGUDUR.HER HAKKI MAHFUZDUR,MAHSUN'DUR,İBO'DUR.
    Dini100.Net ((Dini Siteler Listesi)) TurkeyRank.Com - TurkeyRank-Pagerank Servisi Free PageRank Checker Education and Training Blogs - BlogCatalog Blog Directory